Sevcan Tamer

Lütfen Kurtulun Engel Karanlığından…

Yazımın  başlığını  okuduğunuzda  belki  bana  “Sevcan  Hanım  uzaktan  konuşmak  kolay  tabii, bizim  ruhumuzda  esen  fırtınalardan  haberin  var mı, yaşadıklarımızı  biliyor musunuz? diyeceksiniz. Tüm  kalbimle  yüzde  yüz  haklı  olduğunuzu,  beklentileriniz  adına  mağdur  edildiğinizi,  haklarınızın sadece  sözlerde  kaldığını, binlerce  sıkıntıyla  boğuştuğunuzu  adım  gibi  biliyorum… Bu  adaletsizliği  bilmek  için  illaki  engelli  olmak  gerekmez. Sizin  yaşadıklarınızı  anlamak  için,  yanınızda  olmak,  sizlerden  biri  olarak  düşünmek   ve  o  gözle  bakabilmek,  yeter de  artar  bile.  Tabi ki,  görmek  isteyerek  bakabilene…

MODERN YAŞAM BUYSA, İSTEMİYORUM…

İnanılmayacak  derecede  hızla  geçen  zamanı  durdurmak  nasıl  mümkün  değilse, bu  zaman  içerisinde  teknolojik  ve  modernleşme  anlamında  art arda  ortaya  çıkan  gelişmeleri de  engellemek  mümkün  değil… Zaten  kimsenin de  bu  konuda  şikayeti  yok  gibi. Tabii ki gelişeceğiz  ve  tabii ki  modernleşeceğiz… Daha  doğrusu  gelişmiş  dünya  ülkelerine  entegre  olmak  zorundayız.           

Kaynayan Kazan Fokurdar

 Tüm dünya  çeşitli  nedenlerden  dolayı  kaynayıp  dururken,  içinde  çok  önemli  bir  unsur  olarak  yerini  almış  bulunan  ülkemiz de,  fokurdayıp  duruyor… Hani  derler  ya  “Kaynayan kazan  fokurdar.” Ancak  önem  taşıyan  en  büyük  sorun, bu  kazanın  odununu  kimler  atıyor  ve  ateşini  zaman  zaman kimler  alevlendiriyor? Toplumun  geneline  inecek  olursak  büyük  kitle  mutsuz,  umutsuz  ve  karamsar  bir  tablo  çiziyor  ve  doğal  olarak, toplumun pembe  hayalleri  üzerine  gölge  düşürüyor. Aslına  bakacak  olursak, belki de  bazı  gerçekleri  görmemiz  adına  bizi  uyarıyor…

TATİL BİTTİ, DÖNELİM GERÇEK HAYATA.. 

Yaşadığımız  yoğun  temponun  ve  duyarsız  kalmamızın  mümkün  olmadığı  sosyal   yaşamın  getirdiği ağır  gündemin  doluluğuyla  geçen  kış  aylarının  ardından  gelen  sıcacık  bahar  ve yaz  dönemi  biti-yor..  Ve  dolayısıyla,  tatilde.. Artık  yeniden  başlayan  hizmet  döneminde  tekrar  beraberiz.. 

SİLAHLARIN EFENDİSİ….

Ekim  ayının  en  büyük  özelliği  “29  Ekim Cumhuriyet  Bayramı”  olduğuna  göre,  bu  ay  yazımızı  özgür  yaşamımızın  mucizesi  olan  zaman  dilimine  ayırmamız  şart  değil mi.?

Evet  efendim,  tam  95  yıl  önce…

Eğilmez  başımıza  taç  yaptık  hürriyeti, 

Zaferle  kalbimize  yazdık  Cumhuriyeti…

Her İnsan Güzel Olmak İster..

Rahmetli babaanneciğim;“ Kızım insan kendini güzel görmez, beğenmezse çatlar.. Bilhassa bir kadın, hangi şartlarda olursa olsun kendisini güzel göstermek için elinden geleni yapar.. Ahhh, ah.. Amma vermediyse Mabut neylesin Kral Mahmut” derdi.. Sonra hep birlikte kahkahalarla gülerdik.. Tabi o zaman bu sözün ne anlama geldiğini bilmezdim.. Ne zaman ki genç kız olmaya başladık, o zaman idrak etmeye de başladık bu kavramın ne kadar ince ve hassas bir konu olduğunu..

96 YIL ÖNCE 30 AĞUSTOS…

Sevgili Okurlar.. 
Onlarca kez, binlerce kez de yazsam yetmez bu şanlı zafere.. Tam 96 yıl önce bu ülkede neler olmuş, neler yaşanmış.. Nice aslanlar vatana canını siper etmiş.. Ve bugün yaşanan özgürlüğün bedeli, hayatları olmuş.. Hiç “30 Ağustos olmasaydı acaba ne olurdu?” diye düşündünüz mü?

KURABİYE HIRSIZI

Sevgili okurlar merhaba…

Sizlere bir soru sorarak başlamak istiyorum bu ayki yazıma. Etrafınıza şöyle bir baktığınızda neler görüyor gözleriniz? Neler duyuyor kulaklarınız? Eğer görmek ve duymak isterseniz tabii ki… Bakınız lütfen. Ama görünüz ve duyunuz da… İşte o zaman gerçek hayatın içinde bulacaksınız kendinizi. Bakıyoruz, iyiden iyiye karmaşa sarmış dört bir yanı. İnsanlar patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyorlar. Daha doğrusu, adeta çatacak yer arıyorlar. Neden mi? Hayat gailesi, yaşam savaşı çok bunaltmış toplumun belli bir kesimini, yakmış canını... Çoğu işsiz, geçim sıkıntısı dorukta.  Tabiatı ile bu olumsuzluklar aile içinde de gösteriyor sevimsiz yüzünü ve başlıyor geçimsizlik, ardından kavgalar... Kadına, çocuğa hatta yaşlıya şiddet...  

Hayatta Kadı Olmak Varmış

İnternette gezinirken  şöyle bir sayfa çarptı gözüme.. “Ülkemizde Devlet Adamlarının Esprili  Yanları”. Anlattıkları fıkralar  ve bu tarz özellikleri gibi..  Merak ettim doğrusu..   Sayfaya girdim  ve rahmetli  9. Cumhurbaşkanımız Süleyman  Demirel’i tercih ettim.. Çünkü kendisinin  tatlı sohbetini, esprili konuşmalarını  bizzat dinlemiş ve  tadına doyum olmadığını bilen bir insanım.  O sayfada  yayınlanmış anlatımlarının içinde nahına-mıhına  giden  bir kıssadan hisseyi çok beğendim.. Ah dedim  “Süleyman Baba” keşke bu hikayeyi de senin ağzından dinlemiş olsaydım.. Süleyman Demirel,  hoşgörüsü  oldukça yüksek bir insandı.. Rahmetli babamın  kendisiyle ilgili anlattıkları, Demirel’e karşı her zaman  anlayamadığım bir merak yaratmıştı içimde. Daha sonra Ankara ve İzmit’te kendisiyle bizzat konuşunca anladım babacığımın kendisini neden o denli sevdiğini.. Yüreğinin  genişliği  ve  süper çalışan beyniyle  tam bir lidermiş  rahmetli.     Haaa siyaseten seversiniz  sevmezsiniz  bilmem ama, bu gerçeklere de  hayır diyeceğinizi sanmıyorum. Bak şimdi  aklıma ne geldi. Sizlere Demirel’in anlattığı o çok boyutlu anlamlarla yüklü hikayeyi yazacağım ancak  kendisiyle deprem sonrası   Kocaeli Valiliği’ne  ziyarete geldiğinde yaşadığımız enteresan   olayı da anlatmak isterim..  

İZMİT’İMİN HAYALİ DAHİ CİHANA DEĞER…

Sayın okurlarım...  
Sizlere hiç hayatımı en özel anılarıyla süsleyen çocukluk mahallemden bahsetmiş miydim? 
Yani eskilerin deyimiyle, nam-ı diğer “YUKARI  MAHALLE”…
Ben hatırlamıyorum, ama binlerce kez  tekrarlayacak  derecede  sevgi  ve anı  var  yüreğimde.
Hem de  bu  dünyayı  terk-i diyar  eyleyene  dek  benimle  yaşayacak  kadar  kıymetli…  
Yaşamımın  çeyiz  sandığında  kilitli,  gözüm  gibi  koruyorum.

CEHALETİN İKİZ ÇOCUĞU: HIRS VE ÖFKE

Merhabalar sayın okurlar,

Bu sayıda tüm acı tecrübelere rağmen zaman zaman sosyal ve siyasi hayatımızı çıkmaz sokaklara sokan ve yaşanan büyük olumsuzluklarla ufkumuzu bir sis gibi kaplayan cehaletin ikiz çocuğunu tanıtmak istiyorum sizlere. Huysuz ve yıpratıcı ancak ayrılmaz iki kardeş ve ne yazık ki güçlerini sürdürmeye büyük bir hızla devam ediyorlar. Bu ikiz kardeşin ne veya kim olduğunu merak ediyorsunuz değil mi?

BABADAN OĞULA NASİHAT...

Analar  günü  yazarız  da,  babalar  günü  sessiz mi  kalırız  yani..                                                           

Yok  öyle  ayrımcılık..                                                                                                                                   

Babanın  hakkı  aynen  ananınki  gibi  ödenmez.. Ve  yeri  asla  doldurulamaz..                                       

Sadece  babalar,  analar  gibi duygularını   dışa  vuramazlar  ve  daha  katı  görünmek  zorunda  hissederler  kendilerini..  

KULLANIN DA GÖRSÜNLER…

Ülkemizin  kaderinin  değişmesine  imkân  sağlayacağı  düşünülen  seçimlere  çok az  kaldı.  16  gün  sonra,  yani  24  Haziran  2018  Pazar  günü  Türkiye hem  Cumhurbaşkanını hem de  27.  Dönem  Milletvekillerini seçecek. Alışık  olmadığımız  bir  seçim  olacak  anlayacağınız.
 
İnşallah  ülkemiz  ve  vatandaşımız  adına  hayırlı  ve  uğurlu  olur.

Zamanın Gerçek Yüzü

Kendimizi kaptırdığımız yaşam oyununun gerçek yüzünü canımız yandığında veya bir dostumuzun acısından kaynaklanan göz yaşlarını paylaştığımızda görür ya da anlarız.
Bu özel durumların dışında, sürprizleriyle bizi oyalayan ve hayalleriyle ruhumuzu kandıran zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyiz bile.
Belki de böyle olması daha iyi diye düşünebiliriz. Acısı, hüznü bizi kahrederken güzelliklere bir an önce yetişebilmenin telaşı ve o heyecanla beklenen son, belki de bitip giden ömür kavramını hatırlamamamız için biçilmiş kaftandır.

YEL KAYADAN NE ALIR.. MEŞE ve KABAK

 ZAMAN  O  ZAMAN.. Yani  birilerinin  başka  birilerine  yapışarak  veya  yaslanarak,  yada  sırtını  dayayarak  kazanma, yükselme, büyüme  zamanı..Bir yerlere  gelme, mevkiler  edinme,  rant  sağlama,  para  kazanma  zamanı.. Sahte  gülücükler  dağıtma, sırt  sıvazlama, el öpüp  baş  okşatma  ve  maskelerle  dolaşma  zamanı..Bakınız,  çevrenizde  onlarca  göreceksiniz..

DEĞERLERİMİZİN HEPSİNİ SEVİNÇLE YAŞAMALIYIZ…

Bu gün mübarek ramazan ayının beşinci günü. Tüm İslâm alemine hayır getirmesini dilerim.
Veeee, maneviyatı çok yüksek olan bu önemli kutsal ayın dördüncü günü, Türk ulusu için milli duygularını şaha kaldıran ve Cumhuriyete doğru yol alışımızın temeli 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı. O vatan mücadelesinin ilk adımını oluşturan günleri yüreğinde hisseden herkes bayramı sevinçle kutladı ve yaşadı. 

BAHARIN GÜLLERİ AÇTI…

Sevgili Time Kocaeli okurlarıma bu sayımızda iç açan ve insanı yaşama bağlayan bir yazı yazmak düşüncesi içindeydim... Camımın önündeki masamda bilgisayarımı açmış düşünürken, dışarıdan gelen çocuk sesleri ve karşımdaki küçük bahçede açan çiçeklerin renk cümbüşü içimi ısıtıverdi. Birden baharın pozitif enerjisini hissettim bedenimde.

HIDIRELLEZ VE GÜL AĞACI

5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan akşam Hıdırellez etkinlikleri başlar. Bu sene de birçok etkinlik hazırlandı. Ancak havanın yağmurlu olması nedeniyle belli yerlerde bu heyecan ve eğlenceler istendiği gibi olamadı. Hıdırellez kendimizi bildik bileli yapılmasına rağmen arkadaşların konuşmalarından tam anlamıyla ne olduğunun bilinmediğini anladım. Daha önce bir kaç kez yazmıştım. Fakat konuşulanları duyduktan sonra bir daha yazmaya karar verdim. Çünkü bizim kültürümüzün olmazsa olmazlarından bu. 

STRES ATMAK MI İSTİYORSUNUZ? O ZAMAN GİDECEĞİNİZ YER STUDIO MASTERPIECE.

Öncelikle yazıma, haftanın ilk günü ulusça idrak ettiğimiz “ 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” her Türk vatandaşına Ata’mızın yolundan yürümenin gurur ve inancının ne denli değerli olduğunu hatırlatarak, ilelebet özgürlük mutluluğunu kaybetmemeleri dilekleriyle ve bayramınızı kutlayarak başlamak istiyorum.

YİNE ÇOCUKLARIMIZ

Dün dernekte arkadaşlarla çalışmalarımızı yürütürken içeriye doğru eğilerek bakan iki küçük beden dikkatimizi çekti. Ben hemen “ Çocuklar bir şey mi istiyorsunuz? Gelin bakalım buraya” diye seslendim. İkisi önde, bir tanesi arkalarında üç erkek çocuğu utanarak bize bakıyorlardı.

SOSYAL MEDYA VE KADINLARIMIZ...

 Teknolojinin ilerleyerek  inanılmaz  boyutlara  gelmesinin  insanlık adına fevkalâde  faydalı  olduğu tartışılamaz... Belli  gelişmiş  ülkeler  ve  toplumlar  bu  kazanımı  kendilerine  yönelik  en  faydalı  yanıyla  algılayarak kullanma lüksü  içindeler. Ve  hiç  ara  vermeden teknoloji  dünyasını  yeniliklerle yüceltiyorlar. Biz  ve  bizim  gibi  işin dalgasında  görüntüsü  vererek,  tüm  teknolojik  gelişmenin  hazırına  konan  ülkelerdeyse,  adeta  baş  belası... Evet,  kafamızı karıştıran şu  nam-ı değer  “ İNTERNET“

YAŞLANMAK MI, YAŞ ALMAK MI?

Biliyorsunuz  geçtiğimiz  günlerde   gündeme  oturan  “YAŞLILIK”  adına  bir  çok  etkinlik  ve  söyleşi yapıldı... Bu  gündem  yaşlılık  konusunu  ve  kimin  yaşlı  olduğunu  irdelememize  neden  oldu. Aaaa,  gördüğüm  kadarıyla  kimse  yaşlı  olmayı  kabul  etmiyor. Hatta  bu  fizyolojik  duruma  “Yaşlanmak  değil,  yaş  almak  bu  canım.” sözleriyle  ironi  yapıyorlar.

GELECEĞİMİ SATIN ALMA..

Geçen hafta Tepecik mahalle muhtarı ve çok sevdiğim bir ağabeyim olan Güngör Saner beni aradı.. “Sevcan, ayın on üçünde bir yere söz verme sakın.. İzmit Kaymakamlığından davet geldi.. Oraya gideceğiz” dedi ve fazlada bir şey anlatmadı.. Önce bir düşündüm, ayın on üçü Salı günü bir randevum var mıydı diye.. Aklıma hiç bir şey gelmedi o anda.. Allah, Allahhh ne toplantısıydı bu acaba.?

KORKTUĞUNUZUN FARKINDAMISINIZ?

Eğer çok uzun yıllar her kesimden insan ile iç içe yaşarsanız; onları tanırsınız...

Hem de öyle bir tanırsınız ki; konuşmasından, mimiklerinden, bakışlarından niyetini okuyabilecek kadar... Nasıl mı? Öyle birkaç günde veya birkaç senede olmaz tabii... Önce güzel bir eğitimden geçmelisiniz. Bu eğitim sırasında yüksek puanlar almalısınız.

BEN DOSTLARIMI RUHUMLA SEVERİM. O NE DURUR NE DE UNUTUR..

Bakınız büyük düşünür  Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ne  demiş..

Ben dostlarımı ne  kalbimle, ne de aklımla  severim.. Olur ya,  kalp  durur,  akıl  unutur... Ben dostlarımı ruhumla severim.. O  ne durur,  ne de  unutur..

Evet  efendim.. Bu  söz  dünyanın  en  eşsiz  zenginliği  olan  “DOSTLUK”  üzerine  söylenmiş.