Öykü Yıldırım Lüleci

Bunlar Güzel Günlerin

Bir mucize oldu. Nisan geçip giderken bize bir armağan bıraktı ve oğlumuz doğdu. Dünyada bu zamana kadar kaç tane doğum olduysa doğum hikâyesi de o kadardır. Ama ben bu ay sizinle hamilelik ve doğum hikâyemi değil, bu süreçte karşılaştığım “insanlık halleri”nden bahsedeceğim. 
Hastanede Kadın Doğum servisini gezip anne-babalarla çok görüşmeler yaptım. Zaman zaman onlara tavsiyeler verdim, yakınlarından anneye destek olmaları konusunda ricada bulundum. Bunu o zaman sadece bir psikolog olarak yaptım. Ama bugün bir anne olarak sizinle gözlemlerimi paylaşacağım. Paylaşacağım çünkü bu dünyada hayat sürdükçe, her gün milyonlarca kadın hayatlarının o en paha biçilmez dönemini deneyimlemeye devam edecek. Ve bu deneyimi hayatlarının en sendromlu dönemi ya da en güzel kavuşması olarak hatırlamalarından kendi dahil bütün çevresi de sorumlu bana göre.

Like

Bakın şimdi ben buraya bir şeyler karalayacağım, sonra kendi sosyal medya hesaplarımda bu karaladığım şeyi paylaşacağım, ortalama yüz kişiden kocaman birer “like” alacağım. Sonra bu yüz kişiye mesaj atıp yazımı nasıl bulduğunu, hangi kısmına katılıp neresinin onlara ters geldiğini soracağım ve karşılığında çoğunluktan “Ay tatlım bi vakit bulup okuyamadım ama ilk fırsatta okuyacağım, görünce öyle beğendim” cevabını alıp oturacağım.

SİZE NE

Şimdi size dün başıma gelen ve beni çok etkileyen bir olay anlatacağım. Annemle çarşıya inerken, kıkır kıkır gülerek sohbet ediyorduk; keyfimiz yine yerindeydi. İki kadının kaldırım kenarında kız çocuklarıyla karşıya mı geçsek, yoksa bu taraftan mı devam etsek kararsızlığında bir münakaşada olduğu gözüme bir an çarptı. 

Size ne bir eksik ne bir fazla, tatlı bir andan bahsedeceğim.

Üniversite ikinci sınıftaydım. Yaz tatiline geldiğimde staj yapabileceğim bir klinik ayarlamıştım. Buraya meslekle ilk tanışma yerim de diyebiliriz. Klinikte dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan, down sendromlu, öğrenme güçlüğü çeken çocuklarla Neurofeedback yöntemiyle çalışılıyordu.

TUTKU

Size egosuna kurban olmayan bir anneden bahsedeceğim bu sefer. Şimdi hikayenin esas kahramanı anneymiş gibi başlamış olduk ancak baba ve çocuk da hikayenin esas oğlanları. Benim anneyle yani Pınar’la tanışıklığım BEKAERT Fabrikaları’nda verdiğim seminerlerden geliyor; kendisi tanışıp çok sevdiğim, hayatı karşılama şeklini takdir ettiğim biri.