Öykü Yıldırım Lüleci

Aldatmak

İnsanın her davranışının altında bir neden yattığını, psikoloji biliminin de bu nedenlerle ilgilendiğini artık hepimiz biliyoruz. Kendimizle alakalı bir keşif sürecine girdiğimizde, bir karar alma aşamasındayken, üzücü bir olay yaşandığında psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarından, internetteki kaynaklardan okuduklarımızla önce kendi kendimizin terapisti olmaya çalışıyoruz. Bizde kaygı yaratan, öfkelendiren, üzen şeylerin aslında yalnızca bugünün etkisinde hissedilen duygular olmadığını, geçmiş yaşantıların bıraktığı izlerin olayları algılama ve yorumlamamızda etkili olduğunu fark ediyoruz.

Müziğin Sesini Duymayanlar Dans Edenleri Deli Sanıyor!

Sahip olduklarımı, olmak istediklerimi, hayallerimi, hedeflerimi gözden geçirdiğim bir dönemden geçiyorum. Sorguluyorum, teşekkür ediyorum, kabul ediyorum, reddediyorum… Yerli yerinde öylece duran değerlerimin biraz rahatını bozup yerlerini değiştiriyorum. Baharla birlikte ben de tomurcuklarımı filizlendirmek için ortam hazırlıyorum herhalde içimde. Hayatın öz dengemizi bulmamız için bizde bir şeyleri hep eksik bırakacağı gerçeğini kabul edeli de kısa bir süre oldu aslında. Bu farkındalığın sağlamasını yapabilmem için de dersler vermeye devam ediyor hayat bana.

Sevgiden Gelen Lezzetler

Pazar günü demek muhtemelen çoğumuz için uzun uzun oturulup sohbet edilen keyifli kahvaltı masaları demek. Hafta içi en pratiğinden ne bulursak yiyip evden çıktığımız, hatta bazen buna bile fırsat bulamayıp iş yerinde poğaçayla geçiştirdiğimiz için pazar günü kahvaltıları ayrı bir özenle hazırlanır. Eğer kahvaltıyı dışarıda yapacaksak benim için kriter sofrada sınırsız pişi olmasıdır. Aile dostlarımız Ayla abla ve Ömer abinin teklifiyle Gölcük’ün tepelerinde Saraylı Köyü’nde bulunan Sevgiden Gelen Lezzetler adında bir yere gittik.

TACİZCİ KALKANI

Merhaba, 

Bu yazımda sizlerle, beni en çok dehşete düşüren ve çaresiz hissettiren bir konu hakkında bazı paylaşımlar yapmak istiyorum. Çocukken arkadaşımızın evinde kalmak için annemize ne numaralar çevirdiğimizi hatırlarsınız. Annemizi arkadaşımızın annesine aratıp emri vaki yapmalar. Annemizin en güvendiği arkadaşımızı önden yollayıp izin istetmeler.

BAŞKASI OLMA KENDİN OL, BÖYLE ÇOK DAHA GÜZELSİN

Bakalım şair burada ne demek istemiş. Şimdi etrafınızda antidepresan kullanan, tükenmişlik sendromu yaşayan, depresyonda, panik atağına çare bulmak için hastane koridorlarında bekleyen insanlara bir bakın. Bu insanları dinlediğinizde, öykülerinde ortak bir payda bulacaksınız ki o da ömürlerini başkalarına adamış olmaları, başkalarının isteklerini, beklentilerini kendi isteklerinin, hayallerinin üzerinde tutmuş olmalarıdır. Kendilerini ömürleri boyunca aman eşim, çocuklarım, ailem...vs. mutlu olsun, onlar mutlu olursa ben de mutlu olurum diye kocaman bir yalana inandırmışlardır. 

Ayıp Değil Hastalık! Nedenleri ve Çözümleriyle Vajinismus…

Cinsel işlev bozukluğu mu? Yok canım bizde olmaz öyle şey. Erkek adamız nihayetinde. Hem zaten ortada bir sorun varsa o da hanımın yüzündendir. Bizde sıkıntı olmaz. Al ablacım sen bu hanımı tedavi edip yollayıver bana da işimize bakalım. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireyler tedavi için geldiğinde eğer sorun vajinismus ise çoğu erkeğin tavrı, inanışı, beklentisi ne yazık ki bu şekilde oluyor. Bu tavrı kimisi açıkça sözel bir şekilde ifade ederken kimisinin terapi sürecindeki pasif direnişi ya da iş birliğine yanaşmaması bu baskıyı partnerine hissettiriyor. Neticede bilgi eksikliği, yanlış yaklaşım, gerçek üstü beklentiler bu süreci yönetme ve sorunla baş etme konusunda önümüzde kocaman bir engel oluyor.

Bunlar Güzel Günlerin

Bir mucize oldu. Nisan geçip giderken bize bir armağan bıraktı ve oğlumuz doğdu. Dünyada bu zamana kadar kaç tane doğum olduysa doğum hikâyesi de o kadardır. Ama ben bu ay sizinle hamilelik ve doğum hikâyemi değil, bu süreçte karşılaştığım “insanlık halleri”nden bahsedeceğim. 
Hastanede Kadın Doğum servisini gezip anne-babalarla çok görüşmeler yaptım. Zaman zaman onlara tavsiyeler verdim, yakınlarından anneye destek olmaları konusunda ricada bulundum. Bunu o zaman sadece bir psikolog olarak yaptım. Ama bugün bir anne olarak sizinle gözlemlerimi paylaşacağım. Paylaşacağım çünkü bu dünyada hayat sürdükçe, her gün milyonlarca kadın hayatlarının o en paha biçilmez dönemini deneyimlemeye devam edecek. Ve bu deneyimi hayatlarının en sendromlu dönemi ya da en güzel kavuşması olarak hatırlamalarından kendi dahil bütün çevresi de sorumlu bana göre.

Like

Bakın şimdi ben buraya bir şeyler karalayacağım, sonra kendi sosyal medya hesaplarımda bu karaladığım şeyi paylaşacağım, ortalama yüz kişiden kocaman birer “like” alacağım. Sonra bu yüz kişiye mesaj atıp yazımı nasıl bulduğunu, hangi kısmına katılıp neresinin onlara ters geldiğini soracağım ve karşılığında çoğunluktan “Ay tatlım bi vakit bulup okuyamadım ama ilk fırsatta okuyacağım, görünce öyle beğendim” cevabını alıp oturacağım.

SİZE NE

Şimdi size dün başıma gelen ve beni çok etkileyen bir olay anlatacağım. Annemle çarşıya inerken, kıkır kıkır gülerek sohbet ediyorduk; keyfimiz yine yerindeydi. İki kadının kaldırım kenarında kız çocuklarıyla karşıya mı geçsek, yoksa bu taraftan mı devam etsek kararsızlığında bir münakaşada olduğu gözüme bir an çarptı. 

Size ne bir eksik ne bir fazla, tatlı bir andan bahsedeceğim.

Üniversite ikinci sınıftaydım. Yaz tatiline geldiğimde staj yapabileceğim bir klinik ayarlamıştım. Buraya meslekle ilk tanışma yerim de diyebiliriz. Klinikte dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan, down sendromlu, öğrenme güçlüğü çeken çocuklarla Neurofeedback yöntemiyle çalışılıyordu.

TUTKU

Size egosuna kurban olmayan bir anneden bahsedeceğim bu sefer. Şimdi hikayenin esas kahramanı anneymiş gibi başlamış olduk ancak baba ve çocuk da hikayenin esas oğlanları. Benim anneyle yani Pınar’la tanışıklığım BEKAERT Fabrikaları’nda verdiğim seminerlerden geliyor; kendisi tanışıp çok sevdiğim, hayatı karşılama şeklini takdir ettiğim biri.